UNESCO’NUN ALTIN KENTİ EFES

Bir zamanların dünya başkenti Altın Kent Efes
Kozmos ile polites kelimelerinin birleşip kozmopolit kelimesinin çıktığı coğrafya olan bu kent aynı zamanda evren yurttaşlığı kavramını da geliştiren bir bilgeliğe sahipti.
BİNLERCE YIL ÖNCE KURULMUŞ EFES… KORUYUCULARI HEP KADIN… KİBELE, ARTEMİS VE SON OLARAK AZİZE MERYEM…
Antik Dünyanın sayılı metropollerinden biri olan Efes, Küçük Asya’nın siyasi, ekonomik ve kültürel başkentiydi. Bugün Efes’ten geriye kalanlar bile onun kendi döneminde muazzam bir kent olduğunun kanıtıdır.
Anadolu’da gezilebilen alan bakımından en büyük antik kent olma özelliği ile yılda yaklaşık iki buçuk milyon turisti ağırlayan Efes kenti, antik çağdaki ihtişamlı varsıllığını gelenlere kanıtlamaktadır.
EYALET BAŞKENTİ EFES O ZAMANLAR NÜFUSU 250 BİNLERE ULAŞAN BÜYÜK BİR KENTTİ
Altın çağını yaşarken hayal edin Efes’i… Sokaklarında başka başka halklardan olan rengârenk insanlarıyla… Yunanlı, Romalı hatta Mısırlılarıyla. Dönemin insanlarını devasa bir mıknatıs gibi çeken, tılsımıyla büyüleyen, bereketin, inancın, zenginliğin sembolü Efes…
Böyle bir kentin Agorasını düşünün… Altın çağında Efes’in Agorası bütün dünyanın buluşma noktası gibiydi… Limandan gelen malların pazara çıktığı, her yerden gelen denizci, tüccarlarla pazarlıkların yapıldığı nüfusu 250 binlik kentin Agorası o dönemin toplumbilimci ve edebiyatçılarına da ilham kaynağı olmuş.
Efes’in kuzeydoğusunda bulunan, bugün bilinen adıyla Selçuk Kalesi olan Ayasuluk Tepesi’nde yapılan son arkeolojik araştırmalar bölgenin M.Ö. 6000’lerden itibaren yerleşim gördüğünü kanıtlıyor. Son yıllarda yapılan araştırma ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde Neolitik, Kalkolitik, Tunç çağları ve Hititlere ait yerleşim izleri saptanmıştır.
BAŞTAN BAŞA MERMERDEN YAPILMIŞ EYALET BAŞKENTİ
Celsus Kütüphanesi, dev tiyatro yapısı, Hadrianus Tapınağı, agoraları, hamamları, aşk evi, umumi tuvaleti, caddeleri ve mezar anıtları ile Efes dünyanın en görkemli antik yerleşimleri arasında bulunuyor.
Magnesia Kapısı’ndan Efes’e girdiyseniz sırasıyla Varius Hamamı, Devlet Agorası, Odeion, Belediye Sarayı, Su Sarayı, Pollio Çeşmesi, Memmius Anıtı, Domitian Tapınağı ve Herakles Kapısı’nı gezebilirsiniz.
Kuretler Caddesi’nden geçerek Trajan Çeşmesi, Skolastika Hamamları, Hadrian Tapınağı, Yamaç Evler, Aşk Evi, Celsus Kütüphanesi, Ticaret Agorası, Mermer Cadde, Tiyatro, Gymnasiumlar, Hamamlar ve Çifte Kiliseleri görebilirsiniz.
EFES’İN CADDELERİNDE YÜRÜRKEN DİKKAT EDİN ÇÜNKÜ DÜNYA MARKALARINA ESİN KAYNAĞI OLMUŞ İŞARETLER GÖREBİLİRSİNİZ.
Karşınıza çıkacak zafer tanrıçası Nike kabartmasını görebilirsiniz. Bu kabartma Roma dönemine aittir. Sağ elinde bir palmiye, sol elinde ise defne yaprağından bir çelenk tutan Nike’den Yunan mitolojisinde zafer tanrıçası, Roma mitolojisinde ise Victoria olarak söz edilir. Tanrıça aynı zamanda hızı ve gücü de temsil eder; çünkü Nike, çok hızlı koşabilme ve uçabilme yeteneklerine sahiptir. Birçok kişinin aklına dünyaca ünlü Nike markası da gelecektir. Markanın adı gerçekten de zafer tanrıçası Nike’den gelir; bu adı şirkete Jeff Johnson önermiştir.
Efes’i gezerken sayısız öykü, efsane duyup şaşırmamak elde değil…
KLEOPATRA’NIN ASİ KIZ KARDEŞİ ARSİNOE’NİN MEZARI EFES’TE Mİ?
Hazin bir öykü bu… Antik Mısır’ın son Helenistik kraliçesi Kleopatra’nın aslen bir Yunan olduğunu biliyor muydunuz? Önce Romalı devlet adamı Julius Sezar’la, o ölünce de Doğu Roma topraklarının hâkimi Marcus Antonius ile aşk yaşayan Kleopatra’nın tıpkı Büyük İskender’inki gibi bir hayali vardı: Bütün dünyanın hâkimiyeti… Bu nedenle Mısır ile Roma’yı birleştirmek istiyordu. Fakat kız kardeşi Arsinoe çok farklı düşünüyordu. Bunun Mısır’ın Roma’ya teslimi anlamına geldiğini düşündüğü için ablası Kleopatra’yla karşı karşıya geldi. Kleopatra’yı destekleyen Sezar, Arsinoe’yi Efes’e sürgüne gönderdi. Arsinoe Efes’te, rahipler tarafından korunan Artemis Tapınağı’na sığındı. Çünkü rahiplerin kontrolündeki tapınağa o zamanlar kimse dokunamazdı. Buna rağmen Arsinoe, Marcus Antonius’un emriyle tapınağın merdivenlerinde öldürüldü. Kleopatra için artık bir engel kalmamıştı. Fakat güzeller güzeli bir yüze ve bir o kadar güçlü bir bedene sahip Arsinoe’nin hikâyesi asırlarca anlatıldı. Kraliyet soyundan geldiği için Efes’te bir anıtmezara gömüldüğü ve bu mezarın, bugün Yamaç Evler’in önünde, Kuretler Caddesi’nin güneyinde yer alan ve Oktagon adıyla bilinen yapı olduğu düşünülür. Kare planlı ve 3,40 m yüksekliğinde bir podyum üzerine oturan, sekizgen planlı, Korint düzenindeki bu anıtın alışılmadık biçimi ilk bakışta dikkat çeker. Anıt, Arsinoe’nin memleketi Mısır’daki İskenderiye Feneri’nin adeta bir minyatürü gibidir. Ancak mezarın Arsinoe’ye ait olduğu yalnızca bir varsayımdır: Mezarda bulunan kemikler uzun süre genç bir kıza ait sanıldı; 2025’te yayımlanan bir DNA çalışması ise kemiklerin 11-14 yaşlarında bir erkek çocuğa ait olduğunu ortaya koydu.
KARANLIK FİLOZOF HERAKLİTOS’UN MEMLEKETİ
Milattan önce 535-475 yılları arasında yaşayan, Efes’te doğup büyüyen filozof, Sokrates’ten çok önce ilgisini insana, topluma ve doğaya yöneltip sorular sormuş ve karşıtların birliği tezine ulaşmıştır. Yüzyıllar boyu süren birçok felsefi akımın da atası olan Heraklitos, anonim sanılan “aynı nehirde (sularda) iki kez yıkanılmaz” ve “değişmeyen tek şey değişimdir” gibi dillere pelesenk olmuş sözlerin sahibidir. Yazdığı düşün kitaplarını da Artemis Tapınağı’na adak olarak sunan Efesli filozofun hayat hikâyesini araştırırsanız öyküsünü eminiz ki çok ilginç bulabilirsiniz.
