ARTEMİSİON (ARTEMİS TAPINAĞI)
Nil'deki piramitlerin görkemli yapılarını ve Mausolos'un kudretli anıtını da gördüm. Ama sonunda, ne zaman ki o bulutlara doğru uzanan Artemis Tapınağı'nı gördüm; betim benzim uçtu!
ve dedim ki; "Helios'un gözleri, yüksek Olympos'un dışında, böyle karşılaştırmaya değer başka bir şey gördü mü?"
Sidonlu Antipatros’un dediği gibi dillere destan güzellik ve görkeme sahip Artemis Tapınağı antik dünyanın mermerden yapılmış ilk tapınağıdır. Antik çağın mimari eserleri arasında “ilk anıt” olarak da anılır. Tanrıça Artemis için Lidya’nın Zengin Kralı Croesus tarafından finanse edilen bu tapınak dönemin en önemli mimarları tarafından tasarlanmış ve en ünlü heykeltıraşlarının bronz heykelleriyle süslenmiştir. İnşası 120 yıl sürmüş, 130 x 68 metre büyüklüğe sahip tapınak MÖ 356 yılında adını ölümsüzleştirmek isteyen Herostratus adlı bir meczup tarafından yakıldı. Büyük İskender’in doğduğu gün kundaklanan tapınağın yeniden inşa edilmesi için İskender Efeslilere yardım ve para teklifinde bulunduysa da Efesliler bu öneriyi geri çevirdiler. İskender’in ölümünden sonra, MÖ 323 yılında tapınağı restore ettirdiler. Dünyanın Yedi Harikası içine giren tapınağın mimarisi ile ilgili bilgiler, Plinius’un (MS 23-79) ”Naturalis Historia” adlı kitabında detaylı olarak yazılmıştır.
Hellenistik ve Roma çağları boyunca önemini koruyan ve antik dünyanın dört yanından gelen ziyaretçileri karşılayan Artemis Tapınağı zengin arazilere sahipti ve aynı zamanda banka işlevini sürdürmüştü. Bu nedenle MS 263 yılında denizden gelen Gotlar tarafından yağmalanan ve yakılan tapınakta asıl yıkım 400 yılından sonra gerçekleşmiş ve mermerleri Hristiyan yapılarında kullanılmıştır.
Artemis Efes’in baş tanrısıdır ve kentin üne kavuşmasında büyük rol oynamıştır. Doğu dinlerindeki ritüellerden izler taşıması, Anadolu halkına hitap etmesi, bünyesinde birden fazla tanrı niteliği taşıması Ona antik pagan dünyada duyulan saygıyı açıklar. Efes Artemisi Hititlerin Kubabası’nın ve Frigler’in Kybelesi’nin bir devamı olarak görülür.
Anadolu’nun ana tanrıçası Kibele’nin Efes’e nasıl geldiği ve orada Artemis adıyla kültünün nasıl başladığı bilinmemekle beraber Kibele’nin çeşitli evreler geçirerek Artemis haline geldiği kabul ediliyor.
Efes Artemisi’nin heykellerinde tanrıçanın vücudu, Yunan tanrılarının aksine, daha çok Yakın Doğu ve Mısır tanrılarında olduğu gibi, altından ayaklarının çıktığı ve bacaklara doğru gittikçe incelen, sütun benzeri bir bölümle kaplıdır.
Tapınak 1869’da J.T. Wood tarafından keşfedildi. Bunu 1904/05 yıllarında British Museum tarafından yürütülen kazılar (D.G. Hogarth – A. Henderson) ile 1965’ten itibaren A. Bammer yönetimindeki Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün (ÖAI) avlu sunağını ve en eski kutsal yapıyı keşfetmesi izledi. British Museum adına 1869-1874’te J.T. Wood ve 1904-1905’te David G. Hogarth’ın yaptığı kazılarda bulunan tapınak kalıntıları İngiltere’ye götürüldü. Rivayete göre tapınağın mermerlerinin bir kısmı, sonraki dönemlerde yapılan Aziz Yuhanna Bazilikası ve İstanbul’daki Ayasofya gibi yapıların inşasında kullanılmıştır. Bu eserler bugün British Museum’da sergilenirken tapınağın yerinde, yeniden dikilmiş ve tepesinde leyleklerin yuva yaptığı tek bir sütun kalmıştır. Tarih boyunca defalarca yağmalanan bu muhteşem yapıdan ne yazık ki bu hüzünlü görüntü kalmıştır.